ZEYTİNİN YAYGINLAŞMASI
Akdenizli olmayanlar için zeytinyağı, yakın zamana dek, uzak ülkelerin büyüsünü taşıyordu; ya kendine özgü yöresel yemeklerde kullanılır ya da marketlerin özel yiyecekler bölümündeki raflarda kumkuvatlarla safran arasında kaybolur giderdi. İnsanlar zeytinyağıyla genellikle restoranlarda tanışırdı. Çoğu zaman kalitesiz, bazen de hayvansal yağlardan gliserine dek çeşitli katkı maddeleriyle saflığı bozulmuş bu yağlar yüzünden de haksız yere ağır bir besin olarak tanınmıştı.
Ama 1970'lerde yayımlanan bir araştırma sayesinde zeytinyağı itibar kazanmaya başladı. Araştırma, Batılılar arasında kalp hastalığına en az yakalananların Akdenizliler olduğunu ortaya çıkarmıştı. Akdenizlilerin bol miktarda tükettiği zeytinyağının bunda bir payı olduğu düşünüldü. Zeytinyağı damar sertliğinin önlenmesine yardımcı olan 'tekli doymamış' yağ ("iyi" yağ) oranı ve antioksidanlar açısından zengindir.
80'lerin sonunda, batı ülkelerinin zeytinyağı tüketiminde eşi görülmemiş bir patlama yaşandı. Bu durum bir dizi olumlu gelişmenin aynı zamana denk gelmesinden kaynaklanıyordu: Tüketiciler artık bilinçli beslenmeyle çok daha ilgili, katkı maddesi içermeyen doğal ürünleri tercih etmeye çok daha hevesliydiler; iyi kalitede ürünlere yüksek bedeller ödemeye de hazırdılar. İnsanlar egzotik mantarlardan Sumatra kahvesine dek pek çok ithal yiyeceğin albenisini keşfettikçe, zeytinyağı da bundan payına düşeni almaya başladı.